Hepimiz anlaşılmak, düşüncelerimizin, duygularımızın ve deneyimlerimizin yargılanmadan gerçekten dinlenmesini isteriz, değil mi? Duyulduğumuzu ve onaylandığımızı hissetmek temel bir ihtiyacımız. Ama neden en yakınlarımızla anlaşmak bile bu kadar zor olabiliyor? Belki de bunun nedeni, iletişimin sözcük alışverişinden daha fazlası olmasıdır. Duyguları ve bakış açılarını paylaşmak, birbirlerinin bakış açılarını anlamak ve birbirimizle empati kurabilmemizle ilintili. İletişim iki taraflı bir süreç ve her iki taraf da birbirlerini anlamaya açık olmaya istekli olmalı.

Ya anlaşılmak istediğimiz kişi bizi anlamıyorsa? Tabi ki bu durum sinir bozucu ve incitici olabilir. Ancak, bu bizim değerimizin veya ilişkilerimizin gücünün bir yansıması değil. Bazen ne kadar uğraşırsak uğraşalım her zaman anlaşılmayacağımız bir gerçek. Yani, çok normal bir şey bu şekilde olması.

Peki bu durumlarda ne yapabiliriz? İlk olarak, özşefkatimize ve özsevgimize dikkat etsek iyi olur derim. Başkaları bizi anlamasa bile düşüncelerimizin ve duygularımızın bizim için geçerli olduğunu kabul edelim. Açık ve dürüst iletişimi teşvik edip anlaşılmaya ve anlamaya çalışalım. Hiç ortak noktalarımızın olmadığı insanlarla bile zaman ve çaba ile derin bir samimiyet oluşturabilir ve karşılıklı anlayış bulabiliriz.

Öyleyse hem kendimizle hem de başkalarıyla ilişkilerimizde bu anlayış alanlarını yaratmaya çalışalım. Beraber olmak istiyorsak diyaloğu bırakmadan anlaşılmaya çalışmamız gerekiyor. Birbirimize gerçekten duyulma ve değer verilme armağanını verelim ve bunu yaparken hepimizin anlaşıldığını hissedebileceğimiz bir dünya yaratalım. Çünkü bu, toplum ve insan olarak oldukça büyük bir ihtiyacımız.

All writing